ERZURUM’umuzun  böyle bir projeye imza atması gerçekten duygulandırdı, helal olsun dedim böyle bir senaryo ile bu çalışmayı burada sergileyenlere. Palandöken dağında Ejder’in eteklerinde “Bir ölür, Bin dirilir” sloganıyla çekilmiş ve Ekim 2012 de gösterime girecek bir film… Biri uzun, diğeri kısa dönem iki geçimsiz asker, merhametsiz bir dağın zirvesinde terörle zor bir mücadelenin içine girerler. Hayatta kalmak için önce kendilerine, sonra birbirlerine güvenmek zorundadırlar.Dilerseniz filmin yönetmenin ağzından,kaleminden,yüreğinden notlarla devam edelim…



 

 

Ben Türkiye’de böyle bir filmin çekildiğine inanmıyorum.

 

10 kişilik bir ekip, mevsim koşullarının 15 derece altıda bir ortamda, Türkiye’nin en yüksek zirvelerinde oksijen azlığına, tipiye, 3-4 metreye varan kara gömülerek bu ülkenin film tarihinde bu derece yüksek motivasyonlu bir şekilde film çekmemiştir.

 

Tüm bu macera 2 ay önce başladı. Çocukluk arkadaşım beni aradı ve “projelerinden birine dahil olmak istiyorum” dedi. Tabi Ezik maliyetiyle biraz daha uzun vadeli bir proje olduğundan, tozlu raflarından 8 ay önce yazdığım “Dağ” senaryosunu çıkardım.

 

Yatırımcılara katılan neredeyse 10 ilgili, girişken ve dosthane insandan sonra mütevazi bütçe hazır olmuştu.

 

Bazı insanların komik bulacağı bu rakam, bir takım sebeplerden dolayı yapılabilir bir hale gelmişti.

 

Babamın Erzurum’daki fedakarlıkları, benim ekibi minimal ve sadık, çalışkan, zorluklara dayanabilecek dostlardan kurmam, ve en önemlisi tüm oyuncuların gönülleriyle fedakarlık yapmasıyla–

 

Ufuk Bayraktar, Fırat Doğruloğlu, Mesut Akusta gibi karakterlerini sarsıcı bir gerçeklikte verecek metod oyuncularının yanı sıra, genç ve hevesli, Ezik için film tecrübesi kazandırmak istediğim genç jönümüz Çağlar Ertuğrul ve Fetih 1453′teki performansıyla beni hakikaten etkileyen uzak kuzenim, zor şartların oyuncusu Cengiz Coşkun…

 

Bu adamların orada yaşadığı çileyi, bizim mutfaklarda, salonlarda ve saçma sapan boğaz manzaralı filmlerimizdeki kimse yaşamamıştır. Yaşamayacaktır.

 

Hakkı da budur zaten. Orada hayatlarının en büyük mücadelesini veren bir avuç asker ve subayın sarsıcı macerasına da bu kadar inatçı, kuvvetli ve inançlı oyuncular gerekiyordu.

 

Daha yolu yeni yarıladık.

 

Çığı tehlikeli setler, uzaktan bağıran boz ayılar, nefes darlıkları, sırılsıklam donan ayaklar, herşey yaşandı–

 

Sıra geliyor fünyeli, haykırmalı, kan dolu ikinci yarıya.

 

O dağ bizim dağımızdır…

 

–A

17 Nisan

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...